| "Fraktal Düşünceler" Kitapçılarda! |
|
Dr. Sinan Canan'ın "Bize, bilime, inanca ve kaosa dair" parolasıyla sunduğu "Fraktal Düşünceler" adlı ilk kitabını D&R ve Ankara Dost Kitabevi'nden edinebilirsiniz. Ayrıca internetten sipariş vermek için lütfen tıklayınız...
Sunuş yazısı ve kitaptan seçme pasajlar için tıklayınız! Kitabın internet sayfası: http://www.fraktaldusunceler.net
|
|
| Devamını oku... |
| Türkiye'nin Hatıra Defteri: 85 Yıllık Cumhuriyet Serencamı |
|
|
| Yazar Onarımcılar | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Nebil Özgentürk'ün yönettiği, 1923’ten 2008’e 85 yıllık Türkiye tarihinin bilinmeyen ya da az bilinen ilginç öykülerinin anlatıldığı "Türkiye'nin Hatıra Defteri" adlı belgeselin ilk üç bölümünün izletisi gerçekleşmiştir.
30 Mart 2008, Ankara
İzleyici yorumları: H. Sencer Akdeniz Sadece izlememek gerek! Gergin bir belgeseldi. Şu bilindik aslanların, geyikleri öldürdüğü gibi bir belgesel değildi; bu anlamda hayretle izleyemedim örneğin. Hayret edemedim, çünkü az ya da çok bir şekilde kulağımıza gelmiş, zaman zaman da gözümüze sokulmuş gerçeklerdi izlediklerimiz. Dedemin, babaannemin yaşadıkları vardı orada, görememiş olsam da az çok hissedebildiklerim vardı. Belgeseli hazırlayıp sunan Nebil Özgentürk’ün dediği gibi “Keşke hiç olmasaydı” dediklerimiz vardı. Elbette güzel şeyler de vardı, “Keşke her gün olsa” dediklerimiz; lâkin öylesine özenle ve belki de üzmek için seçilmişti ki hikâyeler, sevinmeye çok da vakit bulabildiğimi söyleyemem. “Türkiye’nin Hatıra Defteri” belgesel filmi, 13 bölüm hâlinde hazırlanmış bir belgesel, an itibâriyle de televizyonda yayını sürmekte. İzleti günü ilk 3 bölümünü izlediğimiz belgesel, Osmanlı İmpartorluğu çöküş yıllarını, Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlayan zamanları anlatarak başlıyor; kimlik bunalımı, devrim süreci, halk ayaklanmaları, kandırıldığını düşünen halk, halkı ehilleştirdiğini düşünen yönetici zümre, demokratikleşme süreci, “Halka rağmen, halk için” türü kanunlar ve diğerleri... Belgeselde anlatılanlar üzerine uzun uzun konuşulabilir, yazılabilir; lâkin bunu başka bir yazıya bırakıp, bambaşka bir açıdan belgeselin bana düşündürdüklerini paylaşmak isterim. Soru şu: “Türk Devrim Hareketleri” adıyla bildiğimiz, duyduğumuz bu süreç, bir kitle hareketi miydi, bir zümre hareketi miydi? Bütün bu “devrim” adıyla bildiğimiz hareketler ideolojik temelli bir halk hareketi miydi, yoksa yönetilenlere “tavsiye” edilen bir eylemler bütünü müydü? Ülkemizde bu soruya verilecek cevaplar, an itibâriyle ideolojik seçimlerin gölgesinde kalmaya mahkûmdur, bu idrâk engelini görmek için siyâsi gündemi bir kaç gün takip etmek yeterlidir; denemesi bedâvadır. Sorulan sorular sadece iki cevaplı olarak sorulur ve sorunun muhatabından sadece bir tek cevap istenir. Bu yalnızca bize özgü bir mantık ihlâli değil, ideolojik doz aşımı olan her yerde, her insanda böyledir. Bahsettiğimiz mantık ihlâline bulaşmamak adına, aklımdaki cevaplar yerine, soruları paylaşmak istiyorum. Gönül ister ki, sorulara verilebilecek “kırçıl” cevaplar, soruların muhatabı olduğunu düşünenlerin idrâkinde canlansın, devrim tarihimiz kimsenin ağzında “iyiydi” ya da tam tersi” kötüydü” olarak kalmasın. Türk müziğinin radyo ve eğlence mekânlarında yasaklanmasına dâir kanunu ele alalım. Bunun “Halk istedi, biz yaptık” ile açıklanabilecek bir halk hareketi, bir halk talebi olduğu savunulabilir mi? Bir halk kendi çalıp söylediği bir şeyin yasaklanmasını ister mi? Özellikle de halkın çalıp söylediği, keyf aldığı, duygularını ifâde ettiği, aşkını dillendirdiği, doğuştan itibâren kulağına işlediği müziğinin yasaklanmasına râzı olur mu? Ezanın “Türkçe”leştirilmesi, ezanın zaten “Türkçe” olduğunu düşünen bir halk tarafından talep edilebilir mi? “Allah” kelimesini herhangi bir dilin, herhangi bir kelimesinden üstün gören, üstün bilen, üstün olduğuna inanan bir halk, “Allah” yerine “Tanrı” kelimesinin ikâme edilmesine rızâ gösterebilir mi? Bunu talep edebilir mi? Ezan Türkçeleştirildiğinde bile, ezanın makamını değiştiremeyen, yüzlerce yıldır kulağına işlenmiş o hepimizin bildiği ezginin yerine bir şey koyamayan, nihâyetinde ezânın “Her dilde okunabilme” özgürlüğüne kavuşabilmesinin ardından, kendi bildiği üsûle tereddütsüz geri dönen bir halk, böyle bir düzenlemeyi kâbul edebilir mi? Lütfen, hiç saklamayalım, bu soruların cevapları, kendimizi hangi siyâsi kolun, hangi dalından kabul edersek edelim kendi vicdanımızdadır. O yüzden sözü kısa tutmalı vesselâm. Sinan Çetin’in Eric Hoffer’ın “Kesin İnançlılar” kitabının arkasında yer alan bir sözü ile bitirelim: “Dünyadaki bütün kötülükler, birilerinin başkalarının iyiliği için hareket etme hakkını kendinde görmesiyle başlar.”
Powered by !JoomlaComment 3.20
3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved." |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|