| "Fraktal Düşünceler" Kitapçılarda! |
|
Dr. Sinan Canan'ın "Bize, bilime, inanca ve kaosa dair" parolasıyla sunduğu "Fraktal Düşünceler" adlı ilk kitabını D&R ve Ankara Dost Kitabevi'nden edinebilirsiniz. Ayrıca internetten sipariş vermek için lütfen tıklayınız...
Sunuş yazısı ve kitaptan seçme pasajlar için tıklayınız! Kitabın internet sayfası: http://www.fraktaldusunceler.net
|
|
| Devamını oku... |
| Esaslar |
|
|
![]() "Allah, bir toplumun maruz kaldığı şeyleri, onlar iç dünyalarını değiştirmedikçe, değiştirmez." Rad (Gökgürültüsü) Suresi – 11. Ayet Bu dünyaya dair olup da yüzde yüz doğru ya da yüzde yüz yanlış olduğu kanıtlanmış tek bir olgu ya da veri yoktur. ''Matematik kanunları gerçeği yansıttıkları sürece kesin değildirler. Kesin olduklarında gerçeği yansıtmazlar,” diyen Einstein'in kendisidir. Matematik dünyası sahici dünyadan farklıdır; tarif ettiği dünyaya uymaz. Birisi yapay, cetvelle çizilmiş gibi düzgün; ötekisi sahici yani dağınıktır, pusludur. Keza, fiziğin tanımlamaları da yüzde yüz değildir. Fizik, doğrusal sistemleri çözer, ne ki, gerçek dünyada doğrusal sistem yoktur. Şu şöyle etkilenirse, bu sonuç alınır şeklinde kesin bir şey söylenemez. Dahası, “Bazı şeylerin ilkesel olarak bilinemez olduğu” matematiksel olarak kanıtlanmıştır; Werner Heisenberg tarafından daha 1920’lerde. Fizik kuralları ancak belirli bir yere kadar doğrudur. Hal böyle olunca, insan “aklı” dünyaya ve evrene dair tartışmasız gerçeği çözemez. Yaygın kanının aksine, “bilim”in meselesi de bu değildir. Matematikçiler ve fizikçilerin bütün uğraşları tutarlı, bütünlüklü fakat kurgusal bir kainat inşa etme çabasıdır ki, bu, son tahlilde bir zeka oyunudur, sanattır. İnsanoğlu, dünyayı/kâinatı teoriler yöntemiyle akla uygun bir biçimde kurgular ve aklının kurguladığı bu hayalî kainatın bir yerde, bir biçimde Evren'in gerçekleriyle çakışacağını umud eder.
Öte yandan, fiziğin, insan yapısı matematiği reddetmediği de bir vakıadır. Geçen yüzyılda Maxwell, ışığın bir elektromanyetik dalga türü olduğunu matematikle oynarken keşfeder; fizikçiler test eder, doğru olduğu ortaya çıkar. Einstein, enerji-kütle denklemini (E=mc2) göreceliğin matematiği ile oynarken bulur; doğru olduğunu nükleer bomba kanıtlar. İnsanoğlunun gözünü açan matematiktir. Ne kadar çok matematik öğreniyorsak, Kâinat’ı o kadar iyi anlıyoruz. Bunun için derler ki, matematik varsa, kimse görmemiş olsa da, Kâinat var. Ya da Kâinat varolduğu için matematik var. Stephen Hawking, “Kâinat başka türlü olsaydı, Biz onu idrak edemezdik,” diyor, “Kâinat, ‘biz’ burada olabilelim diye böyle. Ya da Kâinat öyle ki, ‘biz’ buradayız. Hiçbir şey bizim bildiğimizden başka türlü değil! Kâinatı ‘Kâinat’ yapan, bizim sorgulamamız, bizim varlığımız. Kâinat var ki, biz varız. Biz varız ki, Kâinat var." Böyle bakıldığında, esma-i mevsuleden birisi matematik. Ve “AKIL” olmazsa olmaz koşulu insan olmanın. AKIL, olmazsa olmaz ama tek başına yeterli değil. Çünkü AHLÂK’ın denetiminde olmayan aklın şerir olabildiği de bir vakıa. Fransız Aydınlanması’nın “insan mantığının insanlığın esenliğini sağlamaya yeteceği” savının doğru olmadığı, teknolojinin şer’e hizmet etmesinin önlenememiş olmasının tasdikinde. Birbirinden ahlâksız iki dünya savaşı, Vietnam, Afganistan vb. son olarak da Irak. “Ahlâki değerleri reddeden bilim, zehirli bir yılan gibi şerir olur” deyişi, en az iki yüz yıllık. “Scientifiçeskaya” gibi bilim ile dini bütünleştirmeyi amaç edinen cemiyetlerin kurulma nedenlerinden birisi de bu. ADALET, ahlâki değerleri onurlandırmanın yegâne yolu. Özgürlüklerden de daha önemli, çünkü ahlâki değerlerin şekillendirmediği özgürlükler de, tıpkı bilim gibi, şer’e bükülebiliyor. ADAP, akıl-ahlâk-adalet üçlüsünün yöntemi. Adaba riayet edildiği sürece, mahkemelerin işlevleri kadük oluyor. Bir örnek, Japonya. Sanayileşmiş dünyada fert başına en az avukat sayısı o ülkede. Adam, fikir ayrılıklarının karakolda bitmesini önlüyor. Aşka gelince... AŞK, insanoğlunun bekasının sırrıdır. Dünyayı hergün, yeniden kuran güçtür. Soytarıları adam eden, korkakları yüreklendiren, AŞK’tır. Derler ki, güneş, dünya kurulalı beri her yerde, Kâinat ve tabiat ve ulûhiyet hakkında bütün teşbih ve mecazlardan arî ve zahir olan hakikati arayan er kişinin gözlerini kamaştırır, o’nu bakışlarını yeryüzüne indirmeye, sorularının cevabını yeryüzünde bulmaya zorlarmış. Böyle yapmasının nedeni, er kişiye Ezeli ve Ebedi Güzelliğin bu gezegendeki temsilcisinin ‘kadın’ olduğunu anlatmaya çalışmasıymış. Yaratıcısının muradını anlayan er kişi, kadınını araştırır, ona koşar, türünün bu formunun davranış ve zekâsında hakikatın ipuçlarını bulmaya çalışırmış. Ve gün gelip, sevgililerin bedenleri Hakiki Güzelliğin vaatlerini yerine getiremez olduklarında, aşıklar bedenlerini aşar, birbirlerinin ruhlarına düzenledikleri keşif seferlerini sıklaştırırlar; kadın ve erkek, böylece birbirlerini yeniden tanımlarlarken, AŞK, bir kez daha parlar ve tıpkı güneş ışıklarının boğduğu gibi lambaları, kaba muhabbeti söndürür, aşık ruhları arındırır ve kutsarmış… Yine derler ki, kendisini öteki‘ne veren, kendisi ile buluşur. Bu buluşmadan yepyeni bir insan doğar. Keskinleşmiş bir algılama yetisi, yeni hedefler, yeni maneviyat, yeni erdemler. AŞK söz konusu olduğunda, en miskin insanın bile hayatı karşılayacak gücü bulduğuna şahit oluruz. Aşık olan insan, damarlarında dolaşanın Kâinat’ın özsuyu olduğunun idrakine varır, yüzünü yerden kaldırır, Yaratıcısı’na yönelir. AŞK temiz ve sahici olan tüm diğer ruhlarla buluşmanın kapısını aralar. Başlangıcında bir kişi için duyulan sevgi, diğer canlıları da kapsayacak şekilde büyür. Düzeyli, mutevazi, içten sohbetler, perdahlar, inceltir, yüceltir. Taraflar birbirlerinin ruhlarını gölgeleyen, lekeleyen, birbirlerine ulaşmalarında zorluk yaratan mainaları konuşarak saptarlar. Sevgili ruhlar, alınmadan, gücenmeden yardımlaşırlar. AŞK zihni kemale ulaşmanın yoludur. Zihni kemal, hakikatin anahtarı. AŞK, ışık saçan, doyumsuzluk telkin eden, kendisini sonsuza dek geliştiren bir öyküsü olan güzelliktir. İnsanın kendisini karşısında yetersiz, selâhiyetsiz hissettiği “Güzellik”. Muhteşem bir gün batımı üzerinde ne kadar hak iddia edebilirse, sevdiğinin üzerinde de o kadar hak iddia edebileceğini idrak ettiren “Güzellik”. Tevazu dayatan “Güzellik”. AŞK, aşık olunanın ‘tanrılaştırılması’ ya da ‘tanrıçalaştırılması’ şeklinde tezahür eder. Şehvet, ruhun cismanileşirken bedenin ruhanileştiği bir enstantane yaratıyor ki, o ‘an’a hakikatin bize açılan bir başka yüzü olarak saygıyla yaklaşmaktan başka çaremiz yoktur. AŞK, insanoğlunu kolayca gayri-şahsi hale gelebilen, adeta ‘hobi’ye dönüşen cinsel ilişkiden, oburluktan, düşüncenin ve duyguların kabalaşmasından korur. Gerçek evliliklerin, yani çiftlerin birbirlerini yücelttikleri birlikteliklerin teminatıdır. Fiziki cinselliğin ötesini amaçlayan birliktelikleri, Kâinat’ın dalga cenahına kanatlanabilen cinselliği, zihni kemale yaklaşmanın işaretlerini yüceltir ki, insanoğlunun yaşayakalmasının sırrı buradadır…
Powered by !JoomlaComment 3.20
3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved." |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|