Anasayfa arrow Yazılar arrow Hakkımızda arrow Onarımcılara Dair

logo

Duyurular

"Fraktal Düşünceler" Kitapçılarda!

 

 

Dr. Sinan Canan'ın "Bize, bilime, inanca ve kaosa dair" parolasıyla sunduğu

"Fraktal Düşünceler" adlı ilk kitabını D&R ve Ankara Dost Kitabevi'nden edinebilirsiniz.

 Ayrıca internetten sipariş vermek için lütfen tıklayınız...



 

Sunuş yazısı ve kitaptan seçme pasajlar için tıklayınız

Kitabın internet sayfası: http://www.fraktaldusunceler.net

 

Devamını oku...
 

Anketler

Hangi gazetenin veya gazetelerin haberlerine/yorumlarına diğerlerinden daha çok güveniyorsunuz?

Ziyaretçiler

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün14
mod_vvisit_counterDün130
mod_vvisit_counterBu Hafta144
mod_vvisit_counterBu Ay814
mod_vvisit_counterTümü103336
Onarımcılara Dair Yazdır E-posta

 

"Dünyaya dair olup da, yüzde yüz doğru ya da yüzde yüz yanlış olduğu kanıtlanmış tek bir olgu yoktur."

 



ONARIMCILAR ne anlama geliyor? Neyi onarıyorsunuz?

Onarımcılığı, bir nevi toplum ve insanlık hekimliği olarak tanımlıyoruz. İyi ve güzel olandan sapmanın görüldüğü her yerde Onarımcılar’a iş düştüğü kanısındayız. Bir şeyleri yaparkenki en temel düsturumuz, tıp ilminin kadim PRIMUM NON NOCERE! – ÖNCE, ZARAR VERMEYECEKSİN! deyişi. Yani, bir rahatsızlığı iyileştirmek gerekir ama önce canlıya zarar vermemek önemlidir. Neyi onarıyoruz; en başta kendimizi.

İyi ve güzel olan diyorsunuz. Peki, bir şeyin iyi ve/veya güzel olup olmadığının ölçüsü ne?

Her şeyde sonsuz bir göreceliğin insanı ve insan topluluklarını çözülmeye götüreceği, bunu önlemek için de medeniyetin, ezeli ve ebedi, kadim birtakım değerlerin üstünde yükselmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bir şeyin iyi ve/veya güzel olup olmadığı, bu kadim değerleri ne derece kapsadığına bağlı olacaktır.

Nedir bu kadim değerler?

Akıl, Ahlâk, Adalet, Adap ve Aşk. ‘Akıl’ olmazsa olmaz koşulu insan olmanın, ama tek başına yeterli değil. Çünkü ‘ahlak’ın denetiminde olmayan aklın eninde sonunda kötülüğe sapması kaçınılmaz. ‘Adalet’ ahlaki değerleri onurlandırmanın yegâne yolu. Özgürlüklerden çok daha önemli, çünkü ahlaki değerlerin şekillendiremediği özgürlükler de, tıpkı akıl gibi, kötülüğe bükülebiliyor. ‘Adap’, akıl-ahlak-adalet üçlüsünün yöntemi. Ve ‘Aşk’…. İnsanoğlunun bekasının sırrı, Dünyayı her gün, yeniden kuran güç….

Bu kadim değerleri hayata taşırken Dürüstlük-yani özü sözü bir olmak; Yiğitlik – yani zorluğu ve imkânsızlığı ilkesel olarak reddetmek; bu kadim değerlere Sadakat; bu değerleri uygulamada Nezaket ve en önemlisi Denge. Denge, ‘Ayağı Yerde, Başı Bulutlarda’ dediğimiz mertebe. Ayağı yerdelikten gerçekçiliği, mücessem ve kadim değerlere adanmışlığı anlamalısınız. Akıl, Ahlak, Adalet, Adap gibi. ‘Başı bulutlarda’ olmaktan ise, özgürlüğü, tazeliği, yaratıcılığı, düşünülmeyeni düşünmeyi, Aşk’ı.

Aşk içermeyen Akıl, Ahlak, Adalet ve Adap öğrenmeyi zorlaştırır, dogmaları artırır, bağnazlaştırır. Kişinin kendi düşünce sistemini sorgulayamamasını, kendi tertiplerine yenik düşmesini, yeniye ve dönüşüme kapalı olmasını getirir. Öte yandan, Akıl, Ahlak, Adalet ve Adap içermeyen Aşk, yüzeysellik, muğlâklık, fantezileri yaşanmış gerçeklermiş gibi algılama, sunma, delilsizlik, dillendirilen inancın yaşama geçirilemiyor olması, uçukluk, ciddiyetsizlik gibi tuzakları içerir.

En başta kendimizi onarıyoruz dediniz. Neden birlikte? Herkes bireysel olarak kendini onarma yolunda ilerleyemez mi?

Neden olmasın? Ama “bol zaman” gibi bir lüksümüz yok. Kısıtlı bir ömrümüz var nihayetinde. Türkiye’nin büyük bir entelektüel potansiyele sahip olduğuna inanan bizler, bir nebze de olsa bu ‘saklı’ cevheri açığa çıkarmak, bu cevherin ışığıyla ‘aydınlanmak’ ve ‘aydınlatmak’ amacındayız. Bilimlerden bilgeliğe uzanan yolda rehberimiz akıl-ahlak-adalet-adap-aşk ilkeleri, lokomotifimiz hikmet sevdasıyla dopdolu olan kalbimiz, ümidimizin kaynağı cesaretimiz ve kararlılığımızdır. Gönülden gönüle dostane bir birliktelikle, her birimizin bilgi ve tecrübelerinden ortak istifadeyle bu sürecin aşamalarının daha hızlı alınacağını düşünüyoruz. İmece usulü yani. Kaldı ki,  komşusu açken tok yatan bir Onarımcı da olamaz, bu yüzden Onarımcılar kendilerini onarım yolundaki keşiflerini diğer insanlarla zaten paylaşacak ve keşif alışverişine gireceklerdir. Fakat elbette aslolan bireysel gelişme ve aydınlanmadır. Kendimizi onarmaya verdiğimiz önem de, Allah’ın bir toplumun maruz kaldığı şeyleri onlar iç dünyalarını değiştirmedikçe değiştirmeyeceğine duyduğumuz inançtan gelmekte. Zaten kişiler değişebilirse, her şey değişebilir…

Üsluba gelince, tartışmadan ziyade sohbete ve istişareye dayalı bir iletişim adabını benimsiyoruz. Bu iletişim metodunda, fikirleri kabul ettirmekten ziyade dinlemek ve anlamaya çalışmak esastır. Farklı fikir ve kanaatlerin varlığını bir zenginlik olarak görüyoruz. Onarımcılar, bu zenginliği yekdiğerini anlamaya çalışarak paha biçilmez bir servete dönüştürmeye teşne insanlardan oluşur.

Türkiye özelinde düşünecek olursak, diğer siyasi-kültürel oluşumlardan temel farkınız ne?

Türkiye’de adı konmamış yüzlerce kült var ve bunların her birinin ölümüne savundukları kurtuluş reçeteleri. ONARIMCILAR’ın hazır ve sabit bir reçeteleri yok. Yok, çünkü ONARIMCILAR’ı bir araya getiren, Kaos’un bir anlamı olduğu ve düzenin ancak ondan ortaya çıkabileceği, kendiliğinden kurulabileceği bilgisi. Kültlerin aksine, biz Kaos’un Ezeli ve Ebedi Gerçeklik’in bize açılan yüzlerinden birisi olduğunun farkındayız. Başta insan toplumları olmak üzere, dinamik sistemlerin hayal bile edemediğimiz girift kurallara göre çalıştığı bilgisiyle donanımlıyız. Kaos’la herhangi bir kavgamız yok, çünkü gerçekte ne olduğunu bilme bahtiyarlığına sahibiz. Kısacası biz, kervanı yolda düzenlerdeniz.

Ama illâ ki bir düşünce sisteminden bahsedilecekse, sonsuza kadar onarılan bir “yol”dan bahsedilebilir ancak. Yeni bulgular doğrultusunda her an onarabileceğimiz bir yaşam yoludur bu. Sonsuz Revizyon da denebilir. Son tahlilde, zaten hayatın kendisi de bir akıştır.

Her an onarılan bir “ideoloji” mümkün mü?

“İdeoloji”den muradınız yaşayakalmaya elveren bir tasarım ise mümkün. Biyolojik bedenin iç şartlarını çevre şartlarından bağımsız olarak sürekli sabit tutarak hayatta kalmaya imkân veren dinamik denge anlamındaki “homeostasis” kavramına benzer bir ideolojidir bu. Kendimizi ve kâinatı her an, sürekli ‘Okuma’ yoluyla edindiğimiz yeni bulgular doğrultusunda onarabileceğimiz bütüncül bir ideoloji. Bütüncül ideolojiden kastımız; dehanın kendisini oluşturan şartlardan tecrit edilemeyeceği gerçeğidir. Dehada, pencere pervazında büyüyen sardunyanın bile payı olduğunu söylüyoruz. Bu gerçeği teslim etmezseniz sonuç yobazlık, baskı ve son tahlilde atomizasyondan kaynaklanan bilgi tıkanması olacaktır.

Kaos istenmeyen bir durum değil midir?

Bu, “kaos” kelimesinden ne anladığınıza bağlıdır. Biz yanlış kullanımıyla “kargaşa” anlamındaki kaosu kastetmiyor, evrenin işleyişinin temeli olan ve düzen dediğimiz zihinsel benzeşimi doğuran Kaos’tan korkmamaya çalışıyoruz. Fiziksel anlamıyla Kaos, Ezeli ve Ebedi Gerçeklik’in bize açılan yüzlerinden birisidir. İstisnai bir durum, hiç değildir. Dinamik sistemlerin işleyiş biçimi olduğu idrak edildiğinde, Kaos’u engellemek, doğrusallığa dönüştürmek gibi bir meselenizin olamayacağının farkına varıyorsunuz. Kâinatla ahenk içinde yaşayakalacaksanız, Kaos’u hükmünü icra edebilmesi için serbest bırakmanız gerektiğini anlıyorsunuz. ONARIMCILAR, yaşamlarını Kaos’un ve kendi kendisini oluşturan düzen’in, canlı sistemlerin birbirlerini tamamlayan iki unsuru olduğu bilgisinin üzerine kuruyor.  Kadim bir deyiş; “Tahta ateşi, ateş külü, kül toprağı, toprak madeni yaratır. Maden döner toprak olur, tahtayı yaratır. Su ateşi söndürür, ateş madeni eritir, maden tahtayı keser, tahta toprağa karışır, toprak suya karışır…”

Onarımcılar milliyetçiliğin neresinde?

Hiçbir ulusun yaşam biçiminin diğerininkinden daha temel, dolayısıyla daha vazgeçilmez, dolayısıyla daha üstün olduğunu düşünmüyoruz. Biz dahil bütün milletlerin, gezegenimizin huzur ve esenliğine dönük hasletlerinin tümünü benimsiyoruz. Onarımcılar, yeryüzünü işbirliği içinde yaşayan simbiyotik parçalardan oluşan tek bir canlı organizmaya benzetmektedir.

Eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar adlı eserinden bir alıntıyı eklemek istiyoruz: “Konuştuğunuz bütün bu şeyler... ‘başı sonu düşünülmüş, olası tüm soruların cevapları hazır, matematiksel hesapları inceden inceye yapılmış yeni bir ekonomi-politik…ve bu yeni ekonomi-politiğin bütün meseleleri göz açıp kapanıncaya kadar halledeceği, Kristal Saraylar kuracağı…’na dair konuşmalarınız…İyi de, bizi bu sabırla kotarılmış, akıl işi düzenlemeye sıkı bir tekme atmaktan alıkoyan ne? Neden bu hesapları, logaritmaları bir kenara fırlatıp, kendi hayatlarımızı paşa gönüllerimizin arzu ettiği gibi sürdürmeyelim?..İnsanın kendi özgür ve bağımsız iradesi…ne kadar vahşi olursa olsun kendi kaprisi…ucu deliliğe kadar da gitse kendi istekleri…En iyi ve en büyük doğrular bunlardır. Bu doğrular, hiçbir sınıflandırmaya girmedikleri için kaale alınmazlar ama sistemleri ve teorileri cehenneme yollayanlar da onlardır.”

Eğer toplumu değiştirmek istiyorsanız, öncelikle kendi düşünce biçiminizi değiştirmeniz gerekmekte. Ve Onarımcılara göre düşünce biçiminin değişmesi, hamamın sabit kalıp tellâkların değişmesi değil; hamamın değişmesidir. İnsanlık tarihinin, Kuantum fizikçileriyle sufî tayfasının el ele olduğu bu büküm noktasında, top Malazgirt’ten bu yana ilk kez ayağımızda. Bu kısmetimizin farkında olmalı ve ona göre mevzilenmeliyiz.

Yorumlar
Yeni Ekle Ara
hüseyin sungur  - acınası dünya   |05-04-2008 21:31:24
Senelerdir,az ya da çok,ALEV HANIM'ı,bu siteyi,elimden geldiği kadar izlemeye çalışır,gönenirim aklım yettiğince.Geniş bir yelpazede okurum ve özellikle de dikkat ederim.Örneğin,gecenin bu vaktinde,kafamı çok kurcalayan şu 12.gezegen meselesini yazarın kendi sitesinden de takip ederken,karşıma tuttu,bu adam yanlıştır diyen bir iddia sahibi çıktı.Döndük,sözlük,mözlük anlamaya çalıştık,YALANDIR diyeni.Uykum geldi açıkcası,ama MEVLANA ve uyku,ALEV HANIM ve dünya nöbeti aklıma geldikçe de,odama gitmeye utanıyorum.Hasılı bir ALLAH'ın kulu şu mübarek siteye girip,iki satır da olsa,saçma da olsa varlığını belli etmemiş azizim.
Ne acıklı bir hal.
baki selam ve sevgi
Kantos  - Güzel Bir Teşebbüs   |06-04-2008 13:24:22
Size nasıl hitap etmem gerektiğini bilemiyorum. Siz dediğim halde, yazı sanki bir kişinin elinden çıkma gibi duruyor. Öyle olsa bile umarım kitleselleşir. Çok güzel organize edilmiş bir düşünce sistematiği gibi görünüyor, onarımcılık... Güçlü bir bakış açısı var, çünkü gerçeğe müracaat ediyor. Ancak aklın, ahlak olmadan kötülüğe hizmet eder hale geleceği tezine karşıyım. Bence bu yaklaşımın gözden geçirilmesi gerek. Çünkü ahlak, aklın bağlama ilişkin etkenleri de içeren ve birarada yaşamanın (herkes için) en geniş imkanları sunabileceği tertibini savlayan bir çıkarsamasıdır. Ahlak akıl ile beslenir. Akıl ahlakı zorunlu kılar. Aksi durumda söz konusu olan akıl değil, aklı çağrıştıran zeka, kurnazlık, uyanıklık vb. etkinliktir. Bu itibarla, ayrı yarı anılsa bile (aynı zamanda anılmalıdır da) ikisi birliktedir. Şimdilerde aşkın da akılla ilişkisini düşünüyorum.
ONARIMCILAR  - Akıl-Ahlak   |06-04-2008 13:27:08
Merhaba;

Esaslar yazımızda 5-A'nın birbirleriyle olan ilişkilerine değinmiştik:

Mesele, Mustafa Güleryüz Bey'in aktardığı gibidir. 5-A'yı oluşturan değerler arasında denge bozulduğunda rahatsızlıklar ortaya çıkmakta diye düşünüyoruz.

Saygılarımızla
Kantos  - Akıl-Ahlak   |06-04-2008 13:32:28
Güzel bir tartışma alanı olduğunu zannettiğim ve konuyu derinleştirmek için devam ediyorum. Amacım dediğimde inatçı bir tavır ortaya koymak değil. Bence atom bombasını akıl değil, zeka yapar. Tıpkı küçük bir yarıktaki muz parçasını almaya çalışan bir maymunun iki çubuğu birleştirerek kendisine bir alet yaptığı gibi. Zeka teknedir, yakıttır. Akıl ise kaptan. Kaptana yol ve yön tercihlerinde dayatansa kendiliğinden, başkalarıyla birlikte yaşıyor olmanın verdiği sorumluluktur. Yani ahlaktır. Yanlış bilmiyorsam akıl arapçada, "bağ, bağlı olmak" anlamına geliyor. Zeka yalın bir güçtür. Kontrolsüz bir güç yapıcı olamadığı için, hatta güç bile telakki edilemeyeceği için akla muhtaçtır. Akıl zekayı yön ve amaçları açısından bağlar. Bağlama teşebbüsünün temel çerçevesi "biraradalıktır"... Umarım gördüğüm tabloyu ve anlam ilişkilerini anlaşılır bir şekilde anlatmışımdır. Bu arada yanlışımı onarmaya hazırım... :))
ONARIMCILAR  - Akıl   |06-04-2008 13:34:18
Sayın Kantos;

5-A'yı oluşturan akıl, ahlak, adalet, adap ve aşk ilkelerine birbirlerinden ayrık değil, fraktal bir bütünsellik içinde bakmak gerektiğini düşünüyoruz. Her bir kavram kendi içinde diğer 4 kavramı da barındırıyor. Holografik bir yapıya benzetebiliriz, bir tanesi olmadığında tüm yapı çöküyor. 5-A, üst bir düşünsel boyuttaki hiper-A'nın izdüşümleri...
Mustafa Güleryüz  - Teşekkür...   |06-04-2008 13:26:24
Düşünce emekçilerini görmek ne kadar da mutluluk verici; umarım devamı gelir... Ayrıca yorum için de iki kelâm etmek isterim. "Akıl ahlâka hizmet eder" tezi çok siyah beyaz bir tez. Sanki statik bir akıl varmış gibi bir tez.

Akıl atomdan bomba da yapar, nükleer reaktör de. Ahlâksız bir akıl bomba yapar milyonları öldürür, ahlâklı akılsa bu gücü insanlık için kullanır. Hem zaten anladığım kadarıyla akıl ahlâka, ahlâk akla üstündür tezi de yok ortada, hepsi birlikte güzeldir ifadesi var, hatta sadece ikisi de değil, adalet de var, adap da var, aşk da var...
Hilal Çakıroğlu  - Kârını Muhafaza Etmek İçin Muhafazakarlığa Sığınan   |07-05-2008 20:59:21
Akıl bir insanın çevresini ve çevresindeki görünenleri ve görünmeyenleri anlama, algılama ve düşünme kapasitesine göre yorumlama yetisidir.Burda da devreye göz görmez akıl görür deyişi, nasıl bakarsak öyle görürüz özdeyişi girer. Yaratılan her şeyin birbiriyle bağlantısının kaçınılmaz olduğu inancına göre,bağlantı noktaları ile gerektiği gibi oynanırsa görüneni de, aklın düşünce yapısını da istediğimiz gibi değiştirebiliriz; bu, insanoğlunun üstündeki en büyük ve de en acı vererek yaşananıdır kanaatimce. Bu oyunu bozacak yegane argüman ise sağlam bir İslam inancıdır. KÂRINI MUHAFAZA ETMEK İSTEYEN, MUHAFAZA-KÂRLIKTAN KURTULMUŞ BİR İMAN.Bu zor, oyunu bozacak güç ve kudrettedir.
Erol TÜZGEL  - Neyi Onarmak?   |10-05-2008 11:58:49
Kötümser olmak için çok sebep var. Onaracak olduğumuz her ne ise, o kadar harap ve kullanılmaz hale getirildi ki, yenisini inşa etmek daha kolay olmalı. Demek oluyor ki başta ifade edildiği gibi, onarılması gereken bizatihi kendimiz olmalı.
Hilal Çakıroğlu- İstanbul  - Acımak değil, Merhamet !   |18-05-2008 21:18:47
Dini bir olanı dil bağlantısı ile ,dili bir olanı ise din daha doğrusu mezhep kışkırtıcılığı ile ayrıştırıyor. Böylece bu topraklarda azınlık kabul edilenlerle asıl olanlar eşitleniyor. Din, dil, kültür ve gelenek farklılığındaki yalnızlığına böylelikle son veriliyor. Ve bu topraklardaki ev sahipliğimiz azınllıklaştırılırak sona erdiriliyor. O halde kısa dönem karlarımız için azınlık kültürüne ve psikolojisine artık son vermek zamanı gelmedi mi ? Azınlık kültürü beraberinde aşağılık kompleksini getirir. Hep acınmaya ve korunup kollanmaya muhtaçtır. Acımak ve koruyup kollamak ise çok güçlü bir dürtüdür. Böylelikle siz de pek çok kompleksinizden kurtulup sahip olan,acınan değil acıyan konumuna geçebilirsiniz. Üstünlüğünüzün bir çeşit ispatını da böylelikle yapmış olursunuz.Köylü kurnazlığında bunun çok renkli çeşitlemelerini görebilirsiniz. Ecdadımız merhamet etmişti, ama yeri geldiğinde de acımasız olmayı da yedi düvele göstermişti .Ne zaman ki merhamet etmeyi bırakıp acımanın kolaycılığına kaçtık acınacak hale düştük. Bilmem sizler ne düşünürsünüz? Saygılarımla...
mehmet kurt  - ONARIMCILARI TARİF EDEN BİR HADİS-İ ŞERİF   |25-07-2008 11:34:42
''İslâm garip başladı, tekrar garip olarak geri dönecektir. Gariplere ne mutlu. (Ashâb): '' Yâ Rasûlullâh! Garipler de kimdir?'' diye sordu. '' Onlar, insanlar ifsat olduklarında ıslah eden kimselerdir.'' Buyurdu. (Bu, Et-Tabarânî'nin El-Kebîr'de ve El-Evsat'taki rivâyetidir)
Es-Sağîr'da ise: ''İnsanlar ifsat oldukları zaman.' Diye geçmektedir. Zaman lafzı gelecek zaman için kullanılır. O halde bu hadiste fesâdın, sahâbenin asrından sonra olacağına delâlet vardır. Bu hadis hakkında, El-Heysemî şöyle dedi: '' Et-Tabarânî bunu üç kıtabında da rivâyet etti, Bekr İbn-u Süleym dışında ki o sikadır- adamları sahihin adamlarıdır.''
Yorum yaz
Ad Soyad - Sehir:
E-posta:
 
Baslik:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
Sonraki >