| "Fraktal Düşünceler" Kitapçılarda! |
|
Dr. Sinan Canan'ın "Bize, bilime, inanca ve kaosa dair" parolasıyla sunduğu "Fraktal Düşünceler" adlı ilk kitabını D&R ve Ankara Dost Kitabevi'nden edinebilirsiniz. Ayrıca internetten sipariş vermek için lütfen tıklayınız...
Sunuş yazısı ve kitaptan seçme pasajlar için tıklayınız! Kitabın internet sayfası: http://www.fraktaldusunceler.net
|
|
| Devamını oku... |
| Düşüncelerimin Işığı: "Alev Alatlı" |
|
|
| Yazar Cansu Demirci | |
|
Türk toplumunu, Türk toplumunun siyasetini, yaşanmışlılarını ve yaşanması muhtemel olan olaylarını, büyük bir duyarlılıkla, içtenlikle, sınırları çok uzaklarda olan bilgi birikimiyle ve vakur duruşuyla zihinlerimize kazıyan Türkiye’nin en önemli entelektüellerindendir. Aslında, günümüzde kalemi eline alan her kişiye entelektüel denildiği düşünülürse Alev Alatlı’ya daha farklı bir sıfat bulmak gerekir sanırım.
![]() ![]() 1944 yılında İzmir-Menemen’de doğmuştur. Babası Ertuğrul Alatlı asker; annesi, Füruzan Alatlı ise, Cumhuriyet döneminde özenle yetiştirilen, at binen, Fransızca şiirler okuyan, üstün el işleri sanatçısıydı. Ellili yıllarda Erzurum Kültür Kurumu İlkokulu’nda ilköğrenimini tamamlayan Alatlı, kişiliğinin oluşumunda buradaki öğretmeninin büyük bir etkisi olduğunu söyler. Erzurum bu yüzden önemlidir Alatlı için. Ertuğrul Alatlı’nın işi nedeniyle sık sık şehir değiştirmek zorunda kalan Alatlı ailesi, bu sefer ülke değiştirerek Tokyo’ya taşınmıştır. Orada ‘The American School In Japan’ isimli bir kolejde liseyi çok zorlanarak bitirmiştir. Zorlanarak diyorum çünkü ortaokul İngilizcesiyle Amerikan kolejinde aynı zamanda Japonca öğrenerek okumak gerçekten de zor olsa gerek. Türkiye’ye döndükten sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ekonomi-İstatistik Bölümü’ne girdi. O yıllarda, sonradan eşi olacak Alper Orhon ile birlikte Amerika’ya gitti ve orada da gördü ki Amerika’da eğitim almış birçok öğrenciden daha nitelikli. Doğru düşünmesi gerektiğini, daha doğrusu nasıl düşünmesi gerektiğini öğrenmek için, felsefe eğitimini almaya karar verdi.(New Hampshire, Dartmouth College) Bu konuda yapması gereken her şeyi yaptığını, akademik unvanları topladığını ama içine sinmediğini söyleyen Alatlı, önce ‘düşünce tarihi’ sonra da ‘ilahiyat’ öğrenmeye başladı. Türkiye’ye döndüğünde yaklaşık beş yıl, semavi dinler ve İslamiyet ile ilgilendi. İki kere de Kahire’ye, El-Ezher’dekilerle konuşmaya gitti. Bu arada, 1968–1969 yılları arasında ABD’de Maire Eyaleti’nde öğretim üyeliği yaptı. Türkiye’ye döndü ve İstanbul Üniversitesi’nde ve DPT (Devlet Planlama Teşkilatı)’de çalıştı. Daha sonra University Of California, Berkeley’in Türkiye’de yürüttüğü bir psiko-dilbilim projesinin İstanbul kolunu üstlendi. Cumhuriyet Gazetesi’yle ortak ‘Bizim English’ isimli, Türkçe temelli bir İngilizce öğrenim dergisi çıkardı. ‘YAZKO’ yazarlar kooperatifinde görev aldı. Yıl 1984 olduğunda yapmak istediği birçok şeyi yapmış olan Alatlı, en çok istediği şeylerden birine, yani evine kapanarak yazmaya başladı. Bütün bunları yaparken başta, dünyanın en önemli düşünce adamlarını kendine örnek almış ve yapıtlarını bu doğrultuda oluşturmuştur. Her insanın hayatında kendine örnek aldığı, hayatına yön veren birileri olmuştur. Benim için bu insan Serhat Polat oldu. İyiki de oldu. Benim Alev Alatlı kitaplarıyla tanışmam 2007 yılının Eylül ayında Serhat Polat sayesinde oldu. İlk kitaba başlamam aslında isminin bana çekici gelmesindendi. ‘Yaseminler Tüter Mi, Hala?’ Gerçekten de kitabın isminde insanda merak duygusu uyandıran bir sıcaklık vardı. Eleni olarak doğup, Naciye’ye dönüşen, Türk kocasına dört çocuk doğurduktan sonra Eski Hisar göçmeni bir Anadolu Rum’u ile evlenen bir kadının hikâyesiydi bu. Belki okuduğum ilk kitabı olduğundandır, belki tam kavrayamamış olduğumdandır bilinmez, Alev Alatlı macerama birkaç aylığına ara vererek başka önemli yazarlara yöneldim. Tekrar başladığımda kasım ayı olmuştu sanırım. Bu sefer ‘Orda Kimse Var Mı?’ dörtlemesine (Viva La Muerte - Nuke Türkiye- Valla Kurda Yedirdin Beni – O.K. Musti Türkiye Tamamdır) başladım. Günay Rodoplu’yu ana karakter yaparak sosyalizmi, sosyal demokrasiyi, Ülkücülüğü, İslamiyeti, Kürtçülüğü ve bunların aslında bilinmeyen yönlerini büyük bir ustalıkla Türk halkına aşılamayı amaçlamıştır. Dörtlemeden sonra Schrödinger’in Kedisi (Kâbus-Rüya)’ne başladım.’Kâbus’u ilk gördüğümde ‘Gerçekten kabus herhalde’ diye içimden geçmedi değil. Ama izmler idrake giydirilen deli gömlekleri imiş meğer. ‘Kâbus’ ve ‘Rüya’ da yine bir kadın karakter çıktı karşıma: İmre Kadızade. Bu cilt Alev Alatlı’ya göre 2035 Türkiye’sine dair, fütüristik bir bilim kurgu değil, bilimi temel alan kurgudur. Bu iki kitaptan gerçekten çok şey öğrenileceğini düşünüyorum. ‘Fuzzy’ yani çok değişkenli mantıktan bahseden Alatlı, ‘Dünyaya dair olup da yüzde yüz doğru ya da yüzde yüz yanlış olduğu kanıtlanmış tek bir oldu olmadığını’ söyler aslında. Bu kitaplarda ‘Onarımcılar’dan da sık sık bahsediliyordu ama ben gerçek manada Onarımcıların ne olduğunu aylar sonra öğrenecektim. ‘Kadere Karşı Koy A.Ş.’ vardı sırada. Türk erkeğinin cinselliğini ve kadınların buna karşı aldıkları tavrı anlatan, traji-komik bir roman olarak yorumlanan ‘Kadere Karşı Koy A.Ş.’ aslında ne demek istenildiği anlaşıldığında gerçekçi bir sosyal eleştiri olduğu görülen bir romandır. Bundan sonra, Yalçın Küçük’ün ‘Eylülist roman’ dediği Latife Tekin’in ‘Gece Dersleri’ne karşı bir savunma olan Aydın Despotizmi’ni okudum. Bu kitabı okurken ‘Aydın’ diye tanımlanan birinin ortaya attığı fikirleri sağlam yerlere dayandıramaması sonucunda artık ‘despot bir aydın’ olduğunu gördüm. Sırada ‘İşkenceci’ vardı. Çok kısa bir kitap olmasına rağmen Alev Alatlı’nın söyleyeceği çok şey vardı yine. Türk insanının şiddete ne kadar yatkın olduğunu, her şeyi şiddetle çözmeye çalıştığını irdelemişti bu tadı damağımda kalan kitabında. Artık biraz da makale okuma vakti gelmişti sanırım. Zaman Gazetesi’nde yazdığı yazılarının toplandığı üç ayrı kitap vardı karşımda okunmayı bekleyen. Tabi fazla bekletmek istemedim ben de onları.(Hayır! Diyebilmeli İnsan - Şimdi Değilse Ne Zaman? – Hatırla, Geçmişin Geleceğindir) Seriyi bitirmeme üç kitap kalmıştı.’Gogol’un İzinde’ dörtlemesi karşıma Rusya’yı çıkardı. Bugüne kadar üzerinde çok fazla düşünmediğim bir ülkeyi düşünmem gerektiğini anlattı bana. Yine bir kadın karakter vardı: Güloya Gürelli. Üç kitabını (Aydınlanma Değil; Merhamet – Dünya Nöbeti – Eyy Uhnem Eyy Uhnem) okudum dörtlemenin ama dördüncüsü henüz çıkmadığından tam olarak ‘bitirdim’ demek zor tabi. İşte bunları söylediğim gün 2008 Eylül’e gelmiştik. Kişi isteyince bir yıla neler sığdırabiliyor aslında. Gerçi Alev Alatlı’yı kavramak daha kaç yılımı alır bilinmez ama vermeye hazırım ben. Aradan bir yıl geçince, kitaplar bitince, artık benim için ‘üstad’ olan bu insanın da benden haberdar olmasını istedim. Buna yoğunlaştım. Çeşitli bağlantılarla önce Ayten Çalış Hanımefendiyle sonra İsmail Yiğit Beyefendiyle iletişime geçerek Alev Alatlı’nın başında bulunduğu, 5A ilkesini (Akıl, Ahlak, Adalet, Adap, Aşk) esas alan ‘Onarımcılar Felsefe Araştırma Topluluğu’nun bir parçası oldum. Bu topluluğa girdiğimde beni en çok etkileyen olaylardan biri de, Genel Yayın Koordinatörü olan İsmail Yiğit’in de Alev Alatlı ile tanışma serüveninin benimkine benzemesiydi, inşallah sonu da öyle olur. Artık sırada Alev Alatlı vardı. Telefon ile aramaya karar verdim. Bunun ne denli bir heyecan olduğunu anlatmak zor. Ne kadar heyecanlansam da sonun da aradım. Telefonu herkesten farklı olarak ‘Buyurun Efendim’ diye açan o ses benim bir yıldır kitaplarını okuyarak sohbet ettiğim üstadındı. Benim heyecanıma karşılık onun beni sakinleştirme çabaları boşa gitmedi. Heyecanı azalttıktan sonra biraz daha konuşarak telefonu kapattım. Telefonu kapatmam demek benim Alev Alatlı’nın kitaplarını da kapatmam anlamına gelmeyecek. Çünkü onun iç dünyasını anlamak için defalarca, hakkını vererek okumak gerekir. Onun yazmış olduğu her şey çözülmeyi bekleyen bir sır gibidir. Eğer tam kavrayamazsak ne demek istediğini anlayamayız. Alev Alatlı, ‘Parmağıma değil, gösterdiğime bakın’ der bir kitabının başında. Bunu yapabilmek için de yapıtlarını belirli zaman dilimlerinde tekrar tekrar okumalıyız ve çok iyi kavramalıyız onu. Sayın İsmail Yiğit’in deyimiyle ‘Alev Alatlı'yı okudukça ülkenize ve dünyaya dair ne kadar şeyi yanlış bildiğinizi öğreniyorsunuz. Dünyayı bilmeyen, dünyanın maskarası olur diyor ya Alatlı, işte onu okudukça maskara olmaktan kurtuluyorsunuz. Bir okul yazar çünkü.’ İlk okunmaya başlandığında çok ağır olduğunu söyleyenler, bu yaşta başlanmaması gerektiğini söyleyenler, onu beğenmeyenler çıkacaktır karşımıza; ama bence bunlara hiç kulak asmamalı ve içselleştirmeye çalışmalıyız. Zaten bu tür yorumları yapan insanlar muhtemelen hiç Alev Alatlı okumamış ya da üstünkörü okumuş kişilerdir. Kitapların ‘ağır’(?) olmasının sebebi; çok sayıda yeni terimin görülmesi ve biraz önce de bahsettiğim gibi, Alev Alatlı’nın çözülmeyi bekleyen bir sır olmasıdır. O sır çözülmeye çalışıldığı zaman gerçekten bir çabanın ürünleri olduğunu görüyoruz. İnanın bu gerçekten yaşanılacak en güzel olaylardan biri. Niye Alev Alatlı diye sorulduğunda da vereceğim cevap aynen böyle oluyor. Bu duyguyu yaşamak, artık düşüncelerimin yeni yeni oluşmaya başladığı bir dönemde bir ışıkla karşılaşmak ve o ışığın gözleri kör etmeden ışığa alışıp yolumu aydınlatmak. İşte bunun için Alev Alatlı. Kısacası; yapıtları onu tanımayan kişilerce ne tür eleştirilerle karşılaşırsa karşılaşsın, ne kadar anlaşılmaz gelirse gelsin, arada bir ara vermeyi denesek bile yapıtlarını tekrar tekrar okumaya, kavramaya çalışmak gerek. Çünkü bir kitap insana sadece vakit geçirmek için araç olmamalıdır Cemil Meriç’in de deyimiyle ‘Kahramanlar, rüyalarımızda yaşadıkları ölçüde enteresandırlar. İç ve dış dünyamıza ışık serpmeyen kitaptan bize ne?’ Metnin son cümlelerini üstada bırakarak bitirmek istiyorum. "İnanan insanlar daha uzun yaşarlar, inanan uluslar yaşayakalırlar. Sakin olmakta fayda vardır, dinlemeyi mümkün kılar. Felaketlere takılıp kalmayın ve asla vazgeçmeyin öğrenmekten." (Alev Alatlı, Rüyâ) Cansu Demirci Erzurum Mehmet Akif Ersoy Anadolu Lisesi |
| Sonraki > |
|---|